Sevginin Gücü Adına Vesta 77

31-10-2016

"YARIN" YAPARIM... GERİ

“Yarın” kadar mucizevi bir gün var mı?  Yarın spora başlıyorum. Yarın diyete başlıyorum. Hele bir yarın olsun da bakalım nasılsa bir şekilde hallederiz. Önce bir kahve molası verelim sonra yapacağım…” her birimizin zaman zaman söylediği cümleler arasında yer almakta  değil mi?

Erteledikçe pişmanlık duygusunu deneyimler, kendimize kızar ve ardından suçluluk hissiyatları ile boğuşurken tüm enerjimiz tükenir. Dolayısı ile yine ertelemiş oluruz, bu kısır döngü bizlere nasıl bir mesaj vermeye çalışıyor? Gerçeklikte hangi duyguları deneyimlemekten kaygılanıyoruz ve korkuyoruz hiç düşündünüz mü?

Yaşamınızda “sonra” lar bugünü fazlasıyla meşgul etmeye başladıysa “dur” manın zamanı gelmiştir. Beden-zihin-ruh dengesi bozulduğunda zihin alarm verir ve “yapılması gerekenler ile yapmak istediklerinin ayrımına dikkat et” şeklinde bizleri uyarır. Yaşamımızda bazen fazlasıyla sorumluluk üstlenmiş olabiliriz ya da çok istediğimiz tutku ile başladığımız bazı süreçler sonrasında çok da iyi hissetmediğimiz durumlara dönüşebilirler. Burada kontrol edebileceğimiz ve kontrol edemeyeceklerimizin ayrımını fark etmemiz önemlidir. Kendi kontrolümüzde olan herşeyi canımızın istediği gibi yönetebiliriz.Herhangi bir olayı farklı kılan bizim bu olaya yüklediğimiz anlam bir başka deyim ile algımızdır. Şimdi sürekli ertelediğiniz bir konuyu zihninize çağırın, bu konuyu nasıl değerlendirmek istediğinizi düşünürken, bedeninizin  ve kalbinizin de sesini dinleyin. Kalbin sesi özümüzün sesidir çoğu zaman iç sesimiz olarak algılanır ve "içimden bir ses...." gibi nitelendirilir. Son yapılan bilimsel araştırmalar göstermektedir ki; benliğin merkezi "kalp"tir. Kalbin kendine ait nöronları, sinir ağı mevcuttur. Dış dünyayı önce kalp algılar ve sentezlediği duyguları beyine iletir. Beyine ne yapmasını söyleyen "kalp"tir. Bu nedenle, kalbin ritminin izini sürmek, sağlıklı bir yaşam süreci için en önemli gereksinimdir. Ertelediğimiz şeyler canımızın istemediği şeyler ise zaten yapmamayı tercih etmek, kendi benliğimize gösterdiğimiz saygının bir ifadesidir. Ancak ertelediklerimiz yapmak isteyip de bir türlü yapamadıklarımız ise, zihnin sesini biraz kısarak, bedenin sesini dinlemeyi tercih etmemizin zamanı gelmiş demektir. Halbuki bizlere genellikle, “erteleme” davranışının üstesinden gelebilmek için “yapılacaklar listesi hazırlayın, boş zamanlarınızı verimli değerlendirin, arkadaşlarınızdan destek alın vb.” yardımcı olabilecek maddeler listelenir. Bir süre gerçekleştirilen “yapılacaklar listesi” yerini yine “yarın yapılacaklar listesine” dönüştürür. Çünkü “erteleme” davranışının temelinde kendiniz ile ilgili bir inanç kalıbı bulunmaktadır. Bu inanç kalıbını dönüştürmediğiniz sürece, yaşamınızda hep bir “yarın” var olmaya devam edecektir.

Erteleme rütüelleri genellikle “mükemmeliyetçi” kişilik niteliğine sahip insanların gerçekleştirdiği analiz edilmektedir. Mükemmeliyetçiliğin zemininde yer alan inanç ise “değersizliktir”. Kişinin bilinçdışında var olan “ben değersizim” inancı bilinç düzeyine “erteleme” davranışı olarak tezahür eder. Çoğu zaman kişi bu inancının farkında değildir. Bunu açıkça kendisine söylediğinizde de red edecek, kabul etmeyecektir. Ancak, ana rahminden itibaren yaşamın sonsuz yolculuğunda yol alan bedenlerimizin de bir hafızası vardır. Cenin halinde iken annemizin tüm hissettiklerini algılar ve duyumsarız, bu da bizim bedensel hafızamıza kayıt olmaktadır. Annemizin kendisine ilişkin “değersizlik” inanç kalıpları bizim beden hafızamıza kaydolmuş ve tüm yaşamımızı derinden etkiliyor olma olasılığı oldukça yüksektir. Veyahut erken çocukluk dönemlerimizde bizlere birincil dereceden bakım vermekle sorumlu olan kişilerin her türlü davranış kalıbını sorgulamadan içselleştirdiğimiz dönemlerde kendimizi “değersiz” hissetmiş olabiliriz. Bu bağlamda erteleme davranışının kökeninde yer alan inanç kalıbı üzerine çalışmak için profesyonel bir psikolojik danışmanlık almak esastır. Ancak kendi kendimize bazı farkındalık çalışmaları yapabiliriz.

Gün içerisinde özdeğerimizi farkındalık düzeyine taşıyacak eylemlerde bulunabiliriz. Örneğin “teşekkür etmek” kendimize gün içerisinde bir neden olmaksızın sık sık teşekkür edelim. Aynaya bakarak kendimize ilişkin olumlu cümleler kuralım: “bugün yine harika görünüyorum.”,  “her zaman ki gibi çok güzelim.” Gibi. Ertelediğimiz konular üzerine pişmanlık duymak yerine erteleme davranışının ardında çözülmeyi bekleyen inancımızı fark etmek için sık sık kendimize soralım: “Ertelemeyi bırakırsam ne olur? Ertelemeyi bırakmazsam ne olmaz?, Bu işi şimdi yapmak bana ne sağlar?, Erteleme davranışımı, eylemde olmaya nasıl dönüştürebilirim?, Bu işi şimdi yapıyor olmak, bana nasıl hissettirir? Şimdi eyleme geçmek için neye ihtiyacım var?” Gibi ve benzeri soruları kendimize yöneltelim, gelen cevapları yazmayı tercih edebiliriz. Böylece sorumluluk üstlenerek düşüncelerimizi dönüştürebiliriz. Düşüncelerimiz dönüştüğünde de var olan davranış kalıplarımızın dönüştüğünü gözlemleyebiliriz.

Hatırlayalım ; bugünün işini yarına bırakmamak bir tercihtir ve her tercihin zemininde tatmin olmayı bekleyen bir ihtiyaç vardır. 

Yazdır