Sevginin Gücü Adına Vesta 77

23-03-2016

Pandoranın Kutusu GERİ

Şu yaşadığımız dünya zamanın en başlarında çok mutlu bir dünyaymış. Kimse acıyı ve kederi bilmezmiş. İnsanlar hep neşe içinde güler, güneş ve denizin parlak ışıkları arasında pırl pırıl bir hayat sürerlermiş.

            Zaman zaman Tanrılar da yükseklerdeki kendi dünyalarından iner, insanların arasında katılır, onların mutluluğunu paylaşırlarmış.

            Günlerden bir gün Epimetus adında bir adam ve karısı Pandora bahçelerindeki çiçekleri suluyorlarmış. İleriden Tanrı Hermes’in kendilerine doğru geldiğini fark etmişler. Tanrı iki büklüm yürüyormuş, çünkü sırtında, ağırlığını artık zor taşıyabildiği bir yük varmış. Kocaman bir sandıkmış bu. Tanrı kan ter içindeymiş.

            Epimeteus, Tanrı’ya yardım etmek için ileri atılmış. Sandığı sırtından indirmesinde yardımcı olmuş. Pandora da hemen soğuk içecekler getirmiş. Hermes’in yere bıraktığı yük sandık tuhaf bir sandıkmış. Üzerinde garip kabartmalar, simgeler, süsler varmış. Altından yapılmış bantlarla ve sırma ipekten hazırlanmış iplerle sıkıca bağlıymış.

            “Dostlarım” demiş Hermes biraz kendine gelimce, “sizden bir ricam olacak. Bugün hava dayanılmaz derecede sıcak. Bu sandık da çok ağır. Halletmem gereken bir işim de var. Bu sandık burada kalsa, ben işimi görüp halledinceye kadar ona göz kulak olur musunuz?”

            “Ne demek!” demiş Epimeteus. “Ne zaman istersen gel. Biz sandığa bakarız.”

Tanrı ve insan sandığı birer tarafından tutup beraberce eve taşımışlar.

“Tamam” demiş heyecanla Hermes, “Burası artık güvenli.” Sonra sandığı işaret ederek, “Bunu kimsenin görmemesi lazım. Çünkü başına kötü şeyler gelmesinden korkuyorum. Bu sandığı asla kimse açmamalı” demiş.

“Merak etme” demiş Epimeteus. Pandora da gülerek başını sallamış. Hermes evden çıkıp gitmiş. Onlar da arkasından el sallamışlar.

Tam o sırada Pandora kocasına susmasını işaret etmiş. Derin sessizlik içinde birilerini dinler gibiymiş.

“Biri bize sesleniyor, Epimeteus, duyuyor musun? Birileri bizim adımızı fısıldıyor.”

Epimeteus da kulak vermiş. Ama o hiçbir şey duymamış. Sadece dışarıdan hışırdayan yaprakların ara sıra uçan kuşların ve esen rüzgarın sesi geliyormuş. Ama biraz sonra Epimeteus da işitmiş. Sanki uzaklardan biri onlara sesleniyormuş: “Epimeteus….Pandora….”

“Seslenenler bizim komşularımız, hayatım” demiş Epimeteus. Gerçekten de sesler yandaki komşularından geliyormuş.

“Hayır” demiş Pandora, “benim biraz önce duyduğum sesler bunlar değildi.”

“Hayal kuruyorsun” demiş Epimeteus “Ben gidip bakayım.” Sevgili karısının yanağına bir öpücük kondurup kendisini çağıran komşularına gitmiş.

Pandora yalnız kalınca sandığın başına gidip tekrar kulak vermeye başlamış. Bir süre sonra sesleri yeniden duymuş:

“Pandoraaaa… Pandoraaa…”

Ama bu sesler o kadar uzaktan ve o kadar fısıltıyla geliyormuş ki, Pandora gerçekten duyup duymadığından emin değilmiş. “Belki de gerçekten sadece hayal görüyorumdur” diye düşünüyormuş.

Biraz sonra sesler sandıktan biraz uzaklaşmış. “Sandıktakiler kimler olabilir?” diye düşünmüş. Hermes’in bu sandığın açılmasını kesinlikle yasakladığını da hatırlıyormuş elbette. Ama sesler o kadar kederli, o kadar hüzünlüymüş ki, onları düşünmeden edemiyormuş.

Kısa bir sessizliğin ardından Pandora tekrar fısıltıları işitmiş:

“Pandora, ne olur bizi serbest bırak. Bunu sadece sen yapabilirsin.”

Tarifsiz bir acı içindeki seslere dayanamamış, sandığın yanına diz çöküp altın bantları çözmüş, sırma ipek ipleri açıp derin bir nefes almış. Sonra sandığın kapağını kaldırıvermiş.

Ama daha bunu yaparken, ne kadar büyük bir hata işlediğini anlamış. Sandık bu dünyada var olan bütün kötülüklerle doluymuş. Kapağı açılan sandıktan, binlerce kara kelebek kılığında, bütün kötülükler, insanoğluna acı verecek bütün belalar dışarı süzülüvermiş.

Pandora panik içinde sandığın kapağını kapatmış, ama artık elbette çok geçmiş. Etrafında uçuşan kötülükler ona acı veriyormuş. Pandora acı içinde haykırmış.

Karısının çığlıklarını duyan Epimeteus koşarak odaya girmiş Karısının etrafında uçuşan kötülükleri görünce hemen Pandora’nın yaptığı hatayı anlamış. Ona kızmış. Pandora ise hıçkırıklar içinde ağlıyormuş.

Birden bir ses duymuşlar:

“Beni de serbest bırakın!”

Karı koca birbirlerine sarılıp sandığa bakmışlar. Ses yine oradan geliyormuş. Göz göze gelmişler. Şimdi ne yapmaları gerektiğini bilemiyorlarmış.

“Sence ne yapalım?” demiş Pandora fısıltıyla.

“Bence artık hiç fark etmez. Onu da bırakalım.” Demiş kocası. “Nasıl olsa Dünyanın bütün kötülükleri artık serbest.”

Sandığın kapısını yeniden aralamışlar.

Bu kez altın parıltılar içinde yine kelebek gibi birşey dışarı süzülmüş.

İşte dünyanın bütün kötülüklerinin ardından sandıktan dışarı çıkan bu son şey, “Umut”muş.

Umut’un ipek kanatlarını yüzlerine değdirmesiyle Pandora ve Epimeteus derin bir nefes almışlar. Acı çeken ruhları için Umut sanki serinleştirici bir ilaç gibiymiş.

Sonra Umut da dünyanın bütün kötülüklerinin peşi sıra pencereden uçup yeryüzüne yayılmış. İşte o zamandan beri insanlar için, kötülük ve acılara karşı en büyük destek olmaya devam ediyor.

* Demirkan, T. (2008). Her Güne Bir Masal. Yapı Kredi Yayınları, İstanbul. 

Yazdır