Sevginin Gücü Adına Vesta 77
ÖZ DÖNÜŞÜM Terapisi

 DÖNÜŞÜM ODAKLI “ÖZ” e YOLCULUK

 

“Dışa bakan hayal görür, içeri bakan ise uyanır” Carl Gustav Jung/ Analitik Psikoterapinin Kurucusu

 

Her birimizin ortak niyeti; doğum-ölüm döngüsünde gerçeklikte kim olduğumuzu hatırlayarak, “ÖZ” e geri dönüş yolculuğumuzu gerçekleştirmektir.

Günümüzde “depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, kişilik bozuklukları, bipolar bozukluk” olarak isimlendirilen psikolojik denge halinin olmaması süreç deneyimleri; kendi merkezimizi, varoluşumuzu korumaya yönelik varlığımızın oluşturduğu semptomlardır.  Organizmanın var olan sisteme yönelik alarm çağrısı yaparak “denge” haline dönüşme isteğidir. Bir başka deyim ile sinir sisteminin uyarıcıya olan tepkisidir.

 

Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisi’nin Öz-Dönüşüm Terapi yaklaşımına göre; “hastalık, problem, psikolojik rahatsızlıklar” sadece bize bizi hatırlatmak, bizi durdurarak kendi öz benliğimizi keşfetmemize vesile olan sembollerdir. Bu bağlamda öz-dönüşüm terapisi varoluşun dört boyutu (fiziksel beden/ duygusal beden/ zihinsel beden/ ruhsal-tinsel beden) ile “şifalanma” odaklı çalışan “sözcüklerin gücü” ile “bedenin bilge” dilini sentezleyen bir “iyileşme”,  “öz’e doğru yol alma” sürecidir.

Her birimizin şifalanmayı bekleyen bir doğum travması mevcuttur. Doğum anında hissedilen ve bedensel hafızamıza kaydolan her bir duygu durumunun sözcüklerin gücü  ve bedenin bilge dili ile ifade bulmadıkça, yaşamımızda yön, biçim ve boyut değiştirerek bizlere kendisini hatırlatmaya devam edecektir.

Örneğin bir kişide sizin içsel süreçlerinizde çok rahatsızlık uyandıran bir davranış kalıbı var. Bu aslında sizin tarafınızdan kabul alanınıza taşınmayı ve sindirilmeyi bekleyen davranış kalıbıdır. Her birey kendi algı zemininden konuşur dolayısı ile kendi özünde olmayan birşeyi dışarı sunamaz.

 

 

    ÖZ-Dönüşüm Terapisinin Genel Çerçevesi

 

FARK ET /FARKINDALIK

Danışanın anemnezi (danışanın yaşam öyküsü) sentezlendikten sonra danışan ile “niyet” çalışması yapılandırılır. Birşeyi isteriz ve olur, her birimiz kendi yaşam döngülerimizin mühendisleri, mimarları ve ressamlarıyız. Önce zihnimizden geçen her düşünce ile temel atar ve zemini oluştururuz ardından düşünce ve duyguların sentezi ile zeminin üzerine katları çıkmaya başlar yaşamımızın çerçevesini oluştururuz, en son olarak da deneyimlediğimiz hayat süreçlerinden anlamlandırdıklarımız ile renk veririz yaşamlarımıza.

Öz olarak; birşeyi düşünmeye başladık ve düşünceler zamanın döngüsünde inançlarımız haline dönüştü. Ve bilinç, inançlar (sürekli olarak tekrar edilen bir düşüncedir) dahilinde form aldı böylece bilinç boyutumuz dahilinde hareket ediyoruz.

Canımızın istemediği veyahut canımızı sıkan birşey tezahür ettiğinde parmaklarımız dışarıya uzanıyor çünkü dışarıda bir etken aramak çok kolay. Halbuki şu anki bilinç seviyemize göre eylemde bulunduğumuzu anlamaya başladığımızda düşüncelerimize önem verir, nasıl bir yaşam deneyimi istiyorsak o düşünceleri yaşamımızda can verirsek inançlarımız dönüşecek, inançlarımızın dönüşmesi halinde bilincimiz kalp makamına gelir ve işte o an tümüyle “bir” olarak eylemlerimizi gerçekleştiririz.

Niyet, eylemi tezahür ettirir.  Bu nedenle her seans bir niyet ile başlar, eskiyi değiştirmeye çaba göstermek yerine yeniyi inşa etmeye odağı yönelterek. Büyük resmi görmeye emek vermeye niyet ederek…

Örneğin;

Şu an çalışmakta olduğum işimde daha üretken, daha verimli, daha huzurlu, daha bolluk-bereket içerisinde olabilmem için öğrenmem, hatırlamam ve bilmem gerekenleri görmeye niyet ediyorum.

Partnerim ile deneyimlemekte olduğum sıkıntı ve huzursuz sürecin, ardındaki gerçekleri görmeye niyet ediyorum.

 

KABULUN GÜCÜ

 

Dönüşüm, bulunduğumuz yeri olduğu gibi kabul  ettiğimiz an başlar. Bugüne değin yaptığım, dinlediğim, söylediğim, hissettiğim, deneyim yaşattığım herşeyin sorumluluğunu alıyorum. Belki de tüm eylemlerim benim bilinçli seçimlerim değildi; toplum, ailem, dostlarım tarafından bana yansıtılanlar dahilinde oluşturduğum ve hayatta kalabilmek adına kendi kendime koyduğum sınırlar ve engellerdi, diğer bir deyim ile savunma mekanizmaları idi. Bir zamanlar kendi kenime koyduğum engeller, yaşam döngümü destekliyorlardı şimdi ise benim büyümemi ve kendimi bilme yolumu desteklemiyorlar.” danışanın bu bilinçle, şimdi ve burada temel ihtiyaçları ile temas haline geçerek, bireysel özgün yaratıcılığının hayata akmasını sağlayarak ve rahatlıkla kendisini besleyen, büyüten ilişkilere yönelmesini sağlamak öz-dönüşüm terapisinin en önemli yapı taşıdır.

 

Herşeyi olduğu gibi kabul ettiğimiz an, yeni olasılıklar için alan yaratırız.

Boşluklar oluştururuz. Boşluk olmazsa yeniyi nasıl inşa edebiliriz ki?

 

Bu aşamada beden farkındalığının genişletilmesi mühimdir. Beden, zihnin somut hali olduğuna göre önce somut olandan yani bedenden başlamak işlevseldir.Çünkü tüm travmatik izler bedensel hafızamızda kayıtlıdır. Bu aşamada Yoga ilminde uyguladığımız asana (yoga pozları/hareketlerinden) faydalanılır. Kişinin bedeninde fark edeceği minik kasılmalar, bırakmakta güçlük çekme halleri, gerginlikler, sert olan vücut bölümlerinin bizzat danışan tarafından bedensel hafızanın yardımı ile deneyimlenmesi çok çok önemlidir.

Bizler ana rahminde amniyotik sıvının içerisinde bütünüyle “birlik” deneyimleri yaşantılar ve bizi dünyaya getirmeye niyet etmiş kişi ile kendimizi “bir” sanarken ondan gelen her türlü uyaran olumlu-olumsuz; pozitif-negatif her ne oluyorsa sinir sistemimize kaydolur. Bu nedenden ötürü beden daima ana rahminde deneyimlediği süreci, doğum anını ve doğum sonrasını çok net ve berrak bir biçimde hatırlamaktadır.  

 

Şimdi size bir soru: merkezi sinir sisteminin ana merkezi neresidir ?

Merkezi sinir sisteminin merkezi, evi; omurilik tir.

 

Bu nedenden ötürü omurgamız (yaşam ağacımız) mutlak suretle terapi sürecinde bilinçli bir şekilde hareket ettirilmelidir.  Nefes ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilen yoga pozları doğrudan bilinçdışı ile çalışma sahası oluşturmaktadır. Böylece kişinin doğum travması dönüştürüldüğü gibi yaşamlar boyu travmatik izler yavaş yavaş iyileşmeye başlar. Yoga; bilinçdışı ile çalışan bir ilimdir.

Nefes bilinçdışı-bilinç arasındaki dinamiği yeniden yapılandırmamız için çok güçlü bir mucizedir. Herşey bir nefesle başlıyor, bir nefesle son buluyor. Başlangıç-son döngüsünde nefes ritmi nasıl bir yaşam deneyimi yaşantılamakta olduğumuzun bir özetini oluşturmaktadır. Dünya gezegenine merhaba dediğimiz an kendi öz ritmimizde nefes akışımız mevcuttur. Yaşam yolculuğumuzda yol alırken nefes; yaşam ile bağımız , zedelenebilir, incinebilir, ancak kopmaz akmaya devam eder. Nasıl hissediyorsak nasıl düşünüyorsak öyle nefes alırız. Güvende şefkatli, sevgiyle varoluşumuzu sürdürdüğümüze inanıyor ve öyle hissediyorsak nefesimiz kendi öz ritminde aşkla,akar.

Güvensiz, kaygı-korku hissiyatları denyimliyorsak beden kendisini kasacak ve gerecektir ve bu eş zamanlı olarak nefes ritmine yansır, aynı bir zamanlar ana rahminde annesinin stres deneyimlediği anlarda yaptığı gibi bedenimiz kasılır ve gerginleşir.

Tek bir doğru nefes olması insan varlığının eşsiz ve biricikliği göz önüne alındığında olası ihtimaller dahilinde bulunmamaktadır. Her insan varlığının öz nefes ritmi vardır ve öz-dönüşüm terapisinin nihai niyetlerinden birisi de danışanın öz nefes ritmi ile buluşmasına, bu ritmi hatırlamasına katalizör olabilmektir.

 

DÖNÜŞÜM

 

En temel travmamız “doğum travma” mızdır. Ve her insan varlığı Dünya gezegenine nasıl geleceğini ve ebeveynlerini seçtiği halde bazen doğum süreci plana uygun gelişmeyebilir. Ancak her nefes yeni bir doğum olduğu üzere her an doğum sürecimizi yeniden gerçekleştirmek mümkündür. Beden ve nefes üzerine çalışılarak kişi yeniden doğduktan sonra yaşam döngüsünde iz bırakmış diğer travmaları EMDR (Eye Movement Desensitization Reprocessing/ Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) adı verilen Francine Shapiro nun geliştirdiği travma çözümleme metodolojisi ile çalışmaktayım bazen de danışanın bilinç boyutuna bağlı olarak doğum travmasını beden-nefes aracılığı ile çözümlemeye kavuşturduğumuz gibi diğer travmatik deneyimler için de aynı metodolojiyi yol haritsı olarak tayin edebilmekteyim.

Sözcüklerin gücü ile bedenin bilge dilini eş zamanlı olarak sentezlediğimiz seans sürecinde asıl öz ile temas ettiğimiz süreç meditasyon uygulamalarımız ile başlamaktadır. Bu seviyeye kadar süreç boyunca danışanı meditasyona hazırlarım.

Yaşamlar boyu edinilen izlerin dönüşümü için meditasyon en eşsiz araçtır. Zihin beden ile tinsel bedenin birliği ve ruhun yaşamlar boyu deneyimlediği izleri dönüştürmek için meditasyon uygulanır. Böylece kişinin bilinçdışında ve hücresel düzeyde beden hafızasında kök salmış izler yakılır, dönüşüm gerçekleştirilir.

Danışan, öz’ünü görebilmeye başlar. Yaşamla derin bir bağı yeniden yapılandırır. Nasıl bu yaşam deneyimini seçtiğini ve şu an deneyimlemekte olduğu ve kendisine “acı” hissiyatları hissettiren durum, olay ve kişilerin onun kendisi olabilmesi için yolunda olan armağanlar olduklarını idrak eder. Kişinin kendisine “aşık” olduğu andır dönüşüm anı.

 

Mevlanın dediği üzere: “Görevin aşkı aramak değil, ona karşı yarattığın engelleri kendi içinde arayıp bulmaktır sadece.”

 

Danışan; öz nefes ritmi ile buluşmuş, düşüncenin gücünü idrak etmiş, bedenini sevmeyi-şefkat ve aşkla özen göstermeyi hatırlamış ve en önemlisi neden ve nasıl bu yaşam deneyimini seçtiğini hatırlamış ve “ben kimim?” sorusunun yanıtını dinlemiştir. Böylece,  ÖZ’e Doğum gerçekleşmiştir. Şimdi yeniden doğan danışan ne yapacaktır?

 

DENGE

 

Sağlığın gizli kodu D-E-N-G-E. ÖZü ile buluşan bir olan danışan, bilinçli bir farkındalık ile yaşam yolculuğunda yol almak için yeni stratejiler oluşturduğumuz  süreç başlar.

Gördüğünüz gibi her başlangıç bir sona; her son bir başlangıça gebe…

 

Öz-Dönüşüm Terapisi kaç seans sürüyor? 

 

Tüm terapiler gibi öz-dönüşüm terapisinin sürecinin ne kadar süreceği danışanın mevcut bilinç boyutuna bağlı olduğu kadar, bu sürece nasıl emek vermeği seçtiği: niyeti en önemli değişkenler arasında yer almaktadır.

 

 Astrolojiyi öz-dönüşüm metodolojisinin sürecine nasıl dahil ediyorum?

 

Şu anki bilinç boyutum zeminine göre; astroloji bir bilim olarak görüyor ve nitelendiriyorum.

Analitik psikoterapinin kurucusu Carl Gustav Jung kendi psiko-terapi çalışmalarında astrolojiden faydalanmış ve notlarında şu söyleme yer vermiştir: “astroloji, hiçbir sınırlama olmaksızın psikoloji tarafından onaylanmaktadır. Çünkü astroloji geçmişin tüm psikoloji bilgisinin özetini temsil etmektedir.”

Ruhun sonsuz yolculuğuna inanan  psikologluk mesleğini icra eden bir insan varlığı olarak, bir kişinin doğum haritasında odağımı yönelteceğim ilk alan Ay Düğümlerinin konumudur. Böylece danışanın mevcut yaşamundan önceki yaşam ve yaşmlarında nasıl yolculuklar gerçekleştirdiğini görür ve şimdi mevcut bedenindeki seçtiği yaşamda nereye gitmeye niyet ettiğini görürüm. Bu da danışanın yatkın olduğu eğilimler ve geride bırakması dönüştürmesi gereken eğilimleri hakkında bilgi edinmemi sağlar. Bu bilgi aslında bütün bir öz-dönüşüm seansının sentezidir.

Ay ın danışanın doğum haritasındaki konumuda çok değerli bilgiler sunmaktadır şöyle ki; ay, ruhu ifade eder. Ay; anne artetipini, geçmişi, çocukluk hatıralarmızı, bilinçdışını sembolize etmektedir. Psiko-seksüel gelişimin ilk yıllarında en temel duygu: “güven”dir. Ay’ın konumu; kişinin beslenme(duygusal), ve güven konularında nasıl inançlara sahip olduğu hakkında bilgi sunmaktadır.

Nereden geldiğimizi bilmiyorsak, nereye gideceğimizi nasıl bilebiliriz?

 

Ve tabi ki yüreğimizdeki sonsuz ateşi VESTA

Vesta, gökyüzündeki en parlak astreoidtir. Ve bir kişinin doğum haritasında tıpkı gökyüzünde parıl parıl parladığı gibi danışanın hangi yaşam alanında parlayacağı bilgisini sunar. Yüreğinin sesini nasıl bir yol izleyerek takip edebilir? Sorusunun nihai yanıtı ile buluşturur bizleri.

Vesta’nın niyeti: konsantrasyonumuzu arttırarak, tüm dikkatinizi dışsal süreçlerden, içsel süreçlere davet etmek ve kendinizi hatırlama sürecinde yüreğinizdeki Ateşi ebediyen canlı tutmaktır.

Bir insan varlığının doğum haritasında Vesta nın konumu bulunduğu psikolojik süreç (burç) bu psikolojik büyümenin nerede gerçekleştiği (ev) bireyin tüm konsantrasyonunu yöneltmesi gereken alanı ve zamanı aynı zamanda yüreğinin sesini nasıl izleyebileceğine dair bilgileri sunmaktadır.  

 

          ÖZ-Dönüşüm Terapisine Kimler Başvurabilir?

 

         17- 77 yaş aralığında;

 gerçekte kim olduğunu hatırlamak isteyen ve öz potansiyelini uyandırmak isteyen her birey

 anksiyete bozuklukları deneyimleyen bireyler (panik bozukluk, obsesif-kompulsif bozukluk, travma sonrası stress bozukluğu, fobiler)

depresif bozukluk süreci deneyimleyen bireyler

kişilik bozukluğu  süreci deneyimleyen bireyler

cinsel sorunlar deneyimleyen bireyler (vajinusmus, erken boşalma, ereksiyon prob. vb.)

yas süreci deneyimleyen bireyler

ilişki problemi deneyimleyen bireyler,

“hayır” demekte güçlük çeken ve “iletişim” sorunu deneyimleyen bireyler

"kronik stres" den şikayetçi bireyler

"öfke yönetimi" becerilerini geliştirmek isteyen bireyler

"kilo" almakta veya vermekte güçlük deneyimleyen bireyler

 

Öz-dönüşüm terapisi seans süresi : 90 dakika

Öz-dönüşüm terapisi ücreti: 750 tl. + KDV

Detaylı bilgi ve başvuru için: (0212) 291 90 98/ (530) 073 75 08 vesta77akademi@gmail.com 

 

 

Gerçek şu ki; kendi dönüşümünüzü sadece kendiniz gerçekleştirebilirsiniz.

 

“Eğer bütün insanlığı uyandırmak istiyorsanız, bütünüyle kendinizi uyandırın. Dünyadaki acıları bitirmek istiyorsanız içinizdeki karanlığı ve negative enerjiyi yok edin. Aslında dünyaya verebileceğiniz en büyük hediye kendi dönüşümünüzdür. “Lao Tzu 

ÖZGE GENLİK

Uzman Psikolog/ Yoga Eğitmeni

Vesta 77 Psikolojik Dönüşüm ve Yaşam Akademisinin Kurucusu

Yazdır