Sevginin Gücü Adına Vesta 77

06-04-2016

"MUTLU" OLMAK GERİ

Ne İstiyorsun?

:) “Mutlu” Olmak

 

Psikolog Paul Ekman’ın insan duygularının yüz ifadeleri ile ilişkilendirmesine yönelik Dünya genelinde yaptığı araştırmalara göre; “mutluluk” 7 evrensel duygudan (kızgınlık, şaşırmak, aşağılamak, üzüntü, korku, tiksinmek ve mutluluk) sadece biri.

 

İLK FARK EDİLMESİ GEREKEN…

 

Ilk fark edilmesi gereken aslında mutluluğun, diğer amaçlarımıza erişmemize, daha iyi ilişkilere sahip olup daha fazla para kazanmaya ve işinizde daha başarılı olmanıza yardımcı olacağıdır. Yapılan araştırmalara göre; mutluluğumuzun sadece %50’si genetik faktörlere dayanmakta. Aynı yumurta ikizlerini inceleyen aynı genetik yapıya sahip insanlara bakıldığında araştırmacılar mutluluk düzeylerimizdeki farklılıkların sadece %50 oranında genlerden geldiğini tespit ettiler. Bunun dışında sahip olduğumuz iş, ne kadar maddi kazancımızın olduğu, sosyal statümüz, sağlığımız ise mutlu olma halimizi sadece %10 etkiliyorlar.  Ayrıca araştırmalar göstermekte ki; dış referanslı (dışsal faktörler ile motive olan ) paraya, statüye, görüntüye önemveren ve sürekli birşeyler elde etmeye çalışan insanlar hayatta daha az tatminkar, daha az yaşam enerjisine sahip, daha depresif ve kaygılılar. Oysa, iç referanslı (içsel faktörler ile motive olan) gerçekte kim olduğu ile ilgili kendi benliklerinde araştırma yapan, sevdikleri ile güçlü ilişkileri olan, Dünyayı güzelleştirmek için çaba gösteren, toplumsal gelişmelere duyarlı ve birliktelik duygusuna sahip insanların yaşam enerjisi daha canlı, daha az depresif ve daha az kaygılılar. Mutlu hissetmemizi sağlayacak  %40 oran  ise bizim eylem seçimlerimiz sonucunda oluşuyor.Gördüğünüz gibi; mutlu olma hali öğrenebilen ve geliştirilebilen bir sanat.

“Mutlu Olma Halini Deneyimlemek İçin Hareket Edin” :

Eğer bir insan daha fazla mutlu olma halini deneyimlemek istiyorsa, yaptıkları şeyleri rutin hale getirmeyip bilinçli bir şekilde değiştirmesi çok önemli. Mesela günlük yürüyüşünüzü yaparken değişik bir yoldan gitmek , hergün aracınız ile iş yerinize giderken farklı bir yol haritası tercih etmek. Öğle yemeklerinizi farklı mekanlarda yemeyi tercih etmek. Kısa molalarda farklı insanlar ile sohbet ortamlarında var olmak. Günlük planınızda olmayan bir aktiviteyi günlük akışınıza aniden dahil etmek gibi küçük değişimler büyük sonuçlar doğuracaktır. Keyif ve zevk alarak yapacağınız her eylem beyninizdeki keyif ve mutluluktan sorumlu “dopamin” kimyasalının salınımını arttıracaktır. Araştırmalara göre; ergenlik döneminin ardından yaş aldıkça dopamin sinir hücrelerimizi ve sinir bağlamını yavaş yavaş kaybetmeye başlarız. Dolayısı ile beyinde “dopamin” salınımını arttıracak eylemlerde bulunmamız gerekir. Fiziksel aktivite, bedeni hareket ettirmek dopamin salınımı için idealdir.

 

“Olumlu Düşünün”:

Dale Carnegie’nin söylediği gibi; “mutlu bir yaşam kim olduğumuz ya da nelere sahip olduğumuza değil, tamamıyla ne düşündüğümüze bağlıdır.”

Evrendeki herşeyin enerji olduğu gibi, düşünceler de canlı enerjilerdir. Her neyi düşünüyorsak sonuçta “o” oluruz. Bu nedenle, düşünceleri bilinçli bir şekilde yönlendirmeyi öğrenmemiz gerekmektedir. Niyet doğrultusunda beynimizi yeniden yapılandırabilir ve düşüncelerimizi istediğimiz gibi yaratabiliriz, bunun yolu ise “meditasyon” yapmaktan geçiyor. Zihni disipline etmenin ve “öz”üzümü hatırlamanın en faydalı yolu; meditasyondur. Sevgi, şefkat, ve iyilik üzerine belirli bir düzende meditasyon yapan insanlar, mutluluk seviyelerini daha üst seviyelere taşıyabiliyor ve uzatabiliyorlar. Dünyanın en mutlu insanı olarak nitelendirilen Tibet rahibi Matthieu Ricard ın beynini inceleyen araştırmacılar; sevgi ve şefkat üzerine odaklanılarak yapılan meditasyonun “mutlu olma” halini arttırdığını kanıtladılar.

 

 

Paylaşın/ İşbirliği yapın

“Paylaşabileceğim ne var?” bu soruyu her gün kendinize yöneltin.

Ve gelen cevap doğrultusunda eyleme geçin. Bir düşünce, bir fikir, bir deneyim, bir yemek, kıyafet her ne olursa ancak en önemlisi tatlı bir gülümsemeyi hergün tüm Dünya kardeşleriniz ile paylaşmayı tercih edin.

 

“İnanın” ve “Güvenin”

 

Dünyaya ilk merhaba dediğiniz gün, hiç tanımdağınız ancak sonrasında “anne” diyeceğiniz kişinin memesinden güvenle ve şefkatle süt emersiniz. Yavaş yavaş yaş aldıkça çevresel uyanların etkisiyle “inanmamayı, güvenmemeyi” seçsek de özümüzde, damarlarımızdaki kanda “şefkat, inanç, güven, demokrasi, umut” olduğunu her daim hatırlayın. Bu nedenle hayata karşı tutumunuz ve tavrınız daima olumlu ve umut dolu olsun.

 

Evrensel “mutluluk” için çabalayın

 

Sadece kendi mutluluğunuz için çabalamak bencilce birşeydir. Manevi duygularınıza yönelin; şefkat, aşk, sevgi ve minnetle diğer insanların ihtiyaçlarını hissetmeye dinlemeye çaba sarf edin. Yaşamınızın bir anlamı ancak dünyevi kaygı ve korkuların ötesindedir.Her gün “öz”ünüzde hali hazırda var olan şefkat, fedakarlık, şükür, sevgi hissiyatlarının filizlenmesi için odaklanın. Bunun için öncelikle kendinizle olan diyaloglarınızı düzenleyin. Güne başlarken önce kendi bedeninizi kucaklayın, kendi kulağınıza sevgi, aşk dolu bir iki kelime söyleyin. Daha “mutlu”, daha “başarılı”, daha “iyi”, daha “-------“ bir insan olma yönündeki çabalarınızı bırakın ve sadece “ol” un. Kendiniz “ol” mayı tercih ettiğinizde kendinizi keşfediyor ve sonsuz ebedi mutluluğu da deneyimlemeye başlıyor olursunuz.

 

            Aristoteles’in dediği gibi; “ mutluluk bir fiilin sonucudur”. Mutluluğu  geliştirilebilen bir “kas” a benzetebiliriz. Ne kadar çok düzenli biçimde çalıştırırsanız; yeni tecrübelere açık olarak, arkadaşlık ve aile ilişkilerine değer ve kıymet yükleyerek, Dünya için anlamlı şeyler üretmeye niyet ederek, sahip olduklarınıza şükrederek, işbirliği yaparak, gülümseyerek, hayal ederek, doğa ile vakit geçirerek, sessizliğin içindeki sesi dinlemeyi tercih ederek ve daima inancın ışığını kalbinizde hissederek daha çok “mutlu” hissetmek sizin  elinizde üstelik bedelsizce…

 

 

 

 

 

Yazdır