Sevginin Gücü Adına Vesta 77

15-04-2017

HERKES ONU HER AN SORUYOR VE PEŞİNDEN KOŞUYOR KİMDİR, NEDİR “O” ? GERİ

 

"Bir gün kozada küçük bir delik açılır ve bir adam bedenini bu küçücük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyreder. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durur. Ve adam kelebeğe yardım etmeye karar verir, eline makas alarak kozayı keserek deliği büyütür ve kelebeği izlemeye devam eder, kanatlarının büyümüş bedenini taşıyacak kadar genişlediğini düşünürken, kelebeğin ömrünün kalan kısmını kuru bedenine bağlı buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirmesine şahit olur. Kelebek uçmayı hiç başaramaz."**

Buradaki kelebek zamanın döngüsündeki bizleri temsil ederken; eline makas alarak bu döngüyü çabuklaştırma arzusuyla yanıp tutuşan yine biz, insanoğlunu temsil etmektedir.

Hem çabuk ve hızlı bazı şeylerin oluşmasını istiyoruz sonra da durup ne kadar da hızlı geçiyor diye hayıflanmıyor muyuz?

Tik tak tik tak tik tak : Zamani

Zamanı seviyor musunuz?

Son günlerde birçok insanın ifade ettiği üzere sizce de zaman hızlanıyor mu?

Günümüzün en büyük yalanı hiç şüphesiz ki: “zamanım yok”, mantrası...

Bu çok çok büyük bir yalan, kendinize söylediğiniz. Çünkü tüm insan varlıklarıyla eşit olduğumuz bir husus var o da zaman, her birimizin her yeni gün ile birlikte 86.400 saniyesi mevcut.

O vakit her birimizin zamanı var, önemli olan bu

24 saati;

1440 dakikayı;

86.400 saniyeyi     nasıl değerlendirmeyi seçtiğimiz.

 

“Kendime hiç zaman ayıramıyorum.”

“Zaman  o kadar çok hızlı geçiyor ki yetişemiyorum.”

 

Söylemleri yerine şöyle söylemeyi deneyelim;

 

“Kendime zaman ayırmayı tercih etmiyorum.Kendime zaman ayırmak yerine bir diğerine zaman ayırmayı seçiyorum.”

“Zamanın hızla akmasını tercih ederek ona yetişememeyi seçiyorum.”

 

Nasıl? İlk başta biraz garip geliyor kulağa ancak dilinize bu şekilde cümle tamlamaları yerleştirdiğinizde kendiniz ile daha samimi bir ilişki içerisinde olursunuz, deneyin…

 

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK /BİLMEDİĞİNİ BİLMEMEK

Aziz Augustinus (teolog ve filozof); zaman için şöyle demiştir; “kimse sormadığında biliyorum ancak zaman nedir? Diye soran birine açıklamak istediğimde bilmediğimi fark ediyorum.

Bazı sorular vardır onların yanıtları ancak bilmediğimizi bildiğimiz an bizlere saklı sonsuzun kapılarını aralarlar….

Birçoğumuz bilmediğimizi bildiğimiz zanları/illüzyonları ile yaşamayı seçiyoruz bu da zamanımızın kısıtlı olduğu, tek bir yaşam deneyimimizin olduğu illyüzyonunu güçlü kılıyor. Bu düşünce zihniyeti (tek bir yaşam deneyimi olduğu zannı); insan varlıklarının kısa sürede birçok şeyi gerçekleştirme iştahlarını kabartıyor hal böyle olunca da oradan oraya koşuşuturan aslında zihninin hapishanesinde kendi kendilerini mahkum etmiş birçok insan varlığı görmekteyiz, değil mi?

Halbuki yaşam sonsuzdur ve bizler sonsuz varlıklarız.

Yaşam/Hayat; ölüm-doğum döngüsünde kendini hatırlama yolculuğudur.

 

Bu yolculukta neleri/nasıl tezahür ettireceğiniz tamamıyla bizlerin seçimleri doğrultusunda gerçekleşmektedir.

 

ZAMAN KİŞİYE ÖZELDİR

Büyük üstatlar; yaşam süremizin nefes alış-veriş sayımız ile doğru orantılı olduğunu ifade etmişlerdir. Bilinçli bir solunum bize kim olduğumuzu hatırlatır. Nefes bizlere hayatı nasıl yaşamayı seçtiğimize ilişkin bir metafordur aslında.  Nefes, hem istemli hem de istemsiz olmasından kaynaklı, çift yönlü bir doğaya sahiptir. Bu sebeple nefes, kontrol edebileceğimiz veya değiştirebileceklerimizle değiştiremeyeceklerimiz arasında ayırım yapmaya olanak sağlar.

Bir süre nefesinizi gözlemlemesini rica ediyorum. Nefes alışlarınız mı? Yoksa nefes verişleriniz mi daha uzun ve derin? Yoksa nefesinizi tuttuğunuzu mu fark ettiniz?

Nefes ritminiz neye göre uzuyor, derinleşiyor, kesiliyor…. Zihninizdeki düşünce ve bu düşüncelerin bedeninizde uyandırdığı hissiyatlara göre olmasın sakın?

Genellikle öfke duygusu deneyimlediğimizde nefes ritmi kesik kesik ya da çok hızlı alışlar, nefesi vermekte güçlük çekme olarak bedene yansır; korku duygusu deneyimlediğimizde ise genellikle nefesi içimizde tutarız; huzurlu-mutlu duygular deneyimlediğimizde ise nefes kendi öz ritminde akmaktadır.

 

BİYOLOJİK SAAT /PSİKOLOJİK SAAT

Bir kontratımız var yaşamla bu kontrata sadık kalarak eyleme geçtiğimiz her an; zaman/vakit olması gerektiği gibi akar ve dingin, doygun hissiyatlar deneyimlersiniz.

Eğer kontratınızın aksi yönünde ilerleme yönünde çaba göstermekte iseniz; zaman/vakit hızla akar ve siz çığlık çığlığa “zaman yetmiyor!” dersiniz.

Para vererek kendinize ve kurumunuza hitaben “zaman yönetimi” adı altında eğitimler/atölye çalışmaları satın alırsınız ki bu boşa bir zaman kaybından başka hiçbir şey değildir. Çünkü zaman para ile satın alınamaz ve ayrıca günümüzde birçok eğitimci “zaman yönetimi” başlığı altında sizlere biyolojik saat ritminiz ile ilgili yapabilecekleriniz yönünde tatktikler aktarırlar; uylu-beslenme düzeni/ insanlara “hayır” demek gibi…

Halbuki zaman içsel bir dinamiktir. Doğru yerde iseniz, söz verdiğiniz şeyleri tezahür ederek kendinize doğru yolculuğunuzda  kalbinizin ritmi ile adımlar atmakta iseniz herşeye zaman/vakit vardır.

Bu zaman yapılması gereken tek şey; şu soruların  sorulmasıdır:

Bugün Güneş in doğuşunu doya doya gözlemledim mi?

Bugün Güneş yerini Ay a devr ederken hikayesini dinledim mi?

Bu gece Ay ın tüm ihtişamlı sanatını izledim mi?

Bugün tüm eylemlerimde kalbimin izini sürmeyi tercih ettim mi?

Bugün eylemlerimi gerçekleştiriken kalbim huzur, çoşku ve heyecan ile atıyor muydu?

 

Zaman; insanlığa sunulmuş en değerli armağanlardan biridir çünkü sınırlandırıldığımız an içimizdeki potansiyeli keşfetmemiz gerektiği "an" olduğunu bizlere her daim hatırlatır. 

“Zamanınız kısıtlı, bu yüzden başka insanların gürültüsünün kendi kalbinizin sesini duymanızı engellemesine izin vermeyin.” diyen değerli Steve Jobs a katılmadığımı belirtmek isterim ve bu görüş insanlığı kaosa sürüklemektedir. evet, mevcut bedeninizdeki zaman kısıtlıdır lakin zaman da yaşam gibi sonsuzdur. Bu bağlamda kalbimizin sesini dinleyerek zaman ve alandan özgürleşmek sadece geçmişin izlerinin dönüşümü sayesinde gerçekleşebilir.

Şimdi saate bakın, kaç? Sürekli değişiyor şimdi bir sanise daha ilerledi. İşte değişim dediğimiz tam anlamıyla bu aynı döngü içerisinde sürekli farklı olanı işaret etmek ancak dönüşüm döngüden özgürleşmektir.. 

Hatırlayalım ki; frekanslar alanında zaman ve mekan bulunmamaktadır. 

Sizce zaman mı insan için, yoksa insan mı zaman için?

Ve akıp giden zaman mı yoksa insanoğlu mu?

Şu an  her saniyenin değerini bilerek, her saniyeyi bütün hücrelerinde hissederek yaşamayı ve geçmişe kıymet yüklerken geleceğe umut tohumları ekmeyi seçmek ister misin? 

Tek gerçek var o da: ŞU AN...

**Khalsa, K. G. (2004). İnsanın Sekiz Yeteneği. Dharma Yayınları, İstanbul.

Yazdır