Sevginin Gücü Adına Vesta 77

29-10-2016

GÖLGELERİN GÜCÜ: “STRES" GERİ

 

Günlük yaşamsal sohbetlerimizin baş karakteri aynı zamanda depresif bozukluk, panik bozukluk, yüksek tansiyon, obezite, uyku bozuklukları, madde bağımlılığı, reflü, kronik baş ağrıları, cinsel işlev bozuklukları, vb.  birçok bedensel ve ruhsal sağlık sorunun ardındaki gölgeyi “stres” olarak nitelendiriyoruz.

 

Gerçekte nedir “stres?”

Stres: varoluşumuzu destekleyen bizi yaşamda var eden bir mekanizmadır. Avcılık-toplayıcılık zamanlarında beyinlerimiz bizleri yaşamda var edebilmek için herhangi bir yırtıcıya karşı tetikte olurdu. Şimdi ise kas gücünün yerini bilgi gücü aldı lakin her an herşeyi varoluşumuza yönelik tehditkar bir varlık olarak algılar olduk.  Bize ısrarla birşey ifade etmeye çalışan bir müşterimiz veya trafikte sıkışıp kalan benliğimiz ile bize saldıran yırtıcı arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Önemli olan olayın kendisi değil, olaya yönelik bizim algımızdır. O zaman stres dediğimiz aslında bizlerin algısının zemininde oluşan bir tepkidir.

 

Stres, bedende neler meydana getiriyor?

 

Öncelikle gerçekte ya da zihnimizde deneyimlediğimiz olayı hayati bir tehdit olarak algılayan bedenimiz, beyinimize “savaş ya da kaç” komutunu veriyor.

Ardından otonom sinir sisteminin bir parçası olan sempatik sinir sistemi norepinefrin ve epinefrin salgılıyor.

Bunu kalp atışlarımızın aniden hızlanmasından, soluk ritmimizin sıklaşmasından algılayabiliriz. Ardından stres oluşturan durumun çözümlenmesi için öncelikle CRH (kortikotropin salgılatıcı hormon) salgılanıyor. Bunu takiben böbreküstü bezlerimizden kortizol salınımı başlıyor.

Vücuttaki tüm sistemler geçici olarak işlevlerini yavaşlatırlar (üreme, sindirim, dolaşım sistemleri) ağrıları azaltmak ve kalbin işlevini arttırmak amacıyla “endorfin” salgılanır.

Buraya kadar herşey organizmanın bütünselliğini koruyabilmesi için oluşan normal değişimlerdir. Ancak stres sürdüğü zaman fizyolojide uzun süreli değişiklikler meydana gelmektedir. Kronik stres; beyinde değişime yol açmaktadır. Araştırmalara göre; anılarımızın depolandığı hipokampus bölümünde küçülme meydana gelmektedir. 

 

Stres bir tepkidir, strese nasıl tepki/yanıt vereceğimiz ise

geçmiş tecrübelerimize bağlıdır.

Bir randevumuz var ve trafik çok yoğun. Belki ki bu çok önemli randevumuza yetişemeyeceğiz. Bu duruma nasıl tepki vereceğiniz, sizin seçiminizdir. Kimimiz öfkelenir ve saldırganlaşırız, bazılarımız kaygılanır ve tükenmişlik hali deneyimler; durmaksızın kendimizi suçlayabiliriz, üzülmeyi ve bir süre dünya ile iletişimimizi kesmeyi tercih ederek içimize kapanabiliriz; belki de yaşamın sorunlarının sürekli üzerimize geldiğini düşünerek bitkinlik ve yorgunluk deneyimlemeyi tercih edebiliriz. Çoğu zaman strese yönelik vereceğimiz tepkiler bilinçli olarak tercih edilmez, erken çocukluk yıllarımızda farkında olmadan içselleştirdiğimiz varoluşumuzu koruma mekanizmamız otomatik olarak devreye girer.Her zaman otomatik pilottan çıkarak, irademizin gücü ile eylemde olmayı seçebiliriz. Bunun için de stresin küçük belirtilerinin izini sürmek esastır. Örneğin, hiçbir kalp-dolaşım rahatsızlığı birden ortaya çıkmaz. Öncesinde uyku bozuklukları, gece terlemeleri, gün içerisine göğüs  sıkışmaları, öfke nöbetleri, bitkinlik, yorgunluk hissiyatları ile alarm verir. Bu nedenle ufak, küçük olarak değerlendirdiğimiz belirtilerin altındaki mesajı dinlemeye çaba göstererek stresi, yaratıcı potansiyele dönüştürebiliriz.

 

Stresin Mesajı nedir?

Stresin Mesajı: “yaşamımda birşey/birşeyler bana zarar veriyor.”

Çoğu zaman “stres ile mücade edin” denir ve “Stres Yönetimi” adı altında eğitimler düzenlenir halbuki stres ile mücadele edilmez ve stres yönetilmez. Stresi yönetme becerilerimiz geliştikçe bedenimizi ve zihnimizi daha çok zorlarız. Stresi fark etmek ve strese yönelik toleransı ve dayanıklılığımızı azaltmaktır esas olan. Yaşamda kendi varoluşunuzu tehdit altında hissettiğinizde ilk yapılması gereken mesafe alınması ve yavaşlayarak “bedenim bana ne anlatmak istiyor? Sorunun yöneltilmesidir. Ardından hissettiğimiz duyguları dışsallaştırmak önemlidir.

 

SAVAŞ & KAÇ = KIZGINLIK/ÖFKE  & KORKU

 

İkinci adım: “ben neye yönelik korku (kaçmak) ya da kızgınlık/öfke hissiyatları deneyimliyorum (savaşmak) ? sorusunu kendinize yöneltin.

 

Üçüncü adım:  stresi  ‘İçsel Pusulaya’ dönüştürün:

 

Stres; özün ile iletişim kurabilmen için, mutlu olma halini deneyimlemen, kısaca yaşamı yürekten doya doya hissedebilmen için sana sunulmuş bir armağan olarak kabul ettiğimiz an yaşamımızda gerçekten en önemli olanlar için yer açmış oluruz.

 

 

1.    Olumlu Düşünün

 

Herşey enerjidir. Ve zihninizden geçen her bir düşünce akımı gerçekliği oluşturma potansiyeline sahiptir. Dolayısı ile zihninizi terbiye etmek önemlidir. Sürekli olarak kendinize nasıl bir söz tekrar ettiğinizin farkında mısınız? Şimdi kendiniz için bir cümle kurun. “Ben parlayan ışık saçan bir insanım.” gibi. Ve hergün bu cümleninizi mümkün olabildiğince sık tekrarlayın.

 

2.    Serbest Bırakın

 

Yaşamınızda boşluklar yaratın. Nasıl ki; bedeniniz için detoks yaparak daha zinde ve enerji dolu hissediyorsunuz. Aynı şekilde ruhunuza da detoks yapın. Günde en az 5 dakika tek başınıza olabileceğiniz alan ve zaman oluşturun. Duygusal olarak sizi zorlayan duyguları hissetmenize vesile olan kişi, durum ve olaylar ile  aranızda mesafe bırakmayı tercih edin. Hatırlayın: kendinizin dışında hiçkimseyi dönüştüremezsiniz. Aynı zamanda her bir ilişki size kendinizi tanımanız için yeni bir fırsat sunmaktadır.

 

3.    Kendi öz nefes ritminiz ile buluşun

 

Her bireyin nefesinin ritmi kendine özgü, biriciktir. Bu bağlamda öncelikle kendi öz nefes ritminiz ile buluşun ardından nefes teknikleri ile nefesinizin kontol edilebilir doğası ile tanışın ve nefes ritminizi değiştirerek yaşamınızı dönüştürün. Böylece nasıl nefes alıp veriyorsanız o şekilde bir yaşam sürdüğünüzü fark edeceksiniz. Bizlerin kontrolünde olan ve kontrolünde olmayan herşeyin doğası nefesin mucizesinde saklıdır.

 

4.    Bedeninize “zaman” tanıyın / “Bugün ne yapayım?”

 

Günümüzde zihinlerimiz bedenlerimizden 4 adım önde gidiyor. Beden, zihnin hızına yetişemeyince kendimizi “çaresiz” hissediyoruz. Çaresizlik hissiyatları “öfke patlamaları” veya “ağlama nöbetleri” ne dönüşüyor ilerleyen boyutlarında ise “panik bozukluk” ya da “depresif bozukluk” olarak ortaya çıkıyor. Hızla hareket edeyim derken, sağlığımız bozulduğunda duruyoruz ancak. Bunun için hergün sabah uyanınca en az 10 dakikayı bedenimiz ve zihnimize güne ısınmak için ayırmayı tercih edin. Gözlerinizi yeni doğan güne açtığınızda “teşekkür edin” ve “şükredin”. Ve sorun: “Bugün ne yapayım?” Ardından yaşam ağacınız omurganızı ısındırıcı birkaç beden duruşu yaparak bedeninizi güne hazırlayın. Zihninizi dinginleştirmek güne daha odaklı konsantre bir biçimde merhaba diyebilmek için “meditasyon” yapmayı sağlıklı bir yaşam için tercih edin. Meditasyon; stress hormonlarından biri olan kortizol üretiminden sorumlu böbreküstü bezlerinin çalışma faaliyetlerini düzenler.

 

5.     PSOAS Kasınızı Canlı Tutun

 

Psoas kasımız bir diğer söylem ile; ruh kasımız, omurgamızı bacaklarımıza bağlayan bir kasımızdır. Aynı zamanda diyafram ile de bağlantılıdır.

Stres kronik hale gelmeye başlarsa psoas kası kasılmaya ve gerilmeye başlıyor. Bunun sonucu olarak da bel ağrısı, omurga eğriliği, sindirim ve bağışıklık sistemi sorunları gibi birçok sorun ile baş başa kalabiliyoruz.

Sevindirici haber ise psoas kasınızı esnetecek birçok beden duruşu mevcut.

Yoga ve pilates uygulamaları; psoas kasınızı canlı, esnek olmasını desteklemektedir.

 

6.     El Mühürleri /Mudralar

 

Oturduğum yerden kalkacak halim yok diyenlerden iseniz; “şifa parmaklarınızın ucunda”. Her bir parmağınızın ucunda 7.000 adetten fazla reseptör bulunmaktadır. Ayrıca ellerimizde de tıpkı ayaklarımızda olduğu gibi reflex noktaları bulunmakta. İlgili organa ilişkin reflex noktasına dokunduğunuzda öfkeyi, özgüvene dönüştürmek; zihni dinginleştirmek, bağımlılıklardan arınmak mümkün.

Canlılığınızı arttırmak için her iki elinizin yüzük ve küçük parmağı hafifçe verdiğiniz nefes eşliğinde bükerek baş parmağınız ile bası uygulayın. Diğer orta ve işaret parmaklarınızı açıp uzatın. Günde 3 kez 15 dakika elleriniz bu pozisyonda omurganız dik bir biçimde oturarak uygulama yaparak halsizlik ve bitkinlğe son vererek yaşam gücünüzü arttırmak sizing elinizde.

 

7.     Yaşamı Kolaylaştır, Kendine Yakınlaş

 

Yaşamın sunduklarına sürekli kronik bir şikayetçilik hali ile yaklaşmak yerine “olanı olduğu gibi kabul etmek” en sağlıklı seçimdir. Değiştirebileceğimiz niteliklerimiz üzerine konsantre olmak, değiştiremeyeceklerimizin ardındaki nedenleri görmeye niyet etmek sağlığın sigortasıdır. Hatırlkayın, yaşam varılacak bir yer değildir, yaşam sonsuz bir serüvendir. Süreçte var olmayı seçerek her anınızın keyfini ve mucizesini doya doya deneyimleyin. Yaşam serüveninizde kendi benliğinizi keşfetmek, özünüzdeki yaratıcı potansiyel ile buluşmak için psiko-terapi sürecine başlayın. 

Yazdır