Sevginin Gücü Adına Vesta 77

27-02-2017

DENEYİMLEDİĞİM DUYGU DURUMU: KAYGI MI & KORKU MU ?? GERİ

Duygular; sürekli hareket halinde olan enerjilerdir. Her duygu dikkatimizi yöneltmemiz gereken alan ve zamana işaret etmektedir. Duyguların her biri eş zamanlı olarak bilişsel süreçleri de içermektedir. Belirli bir uyran var olduğunda o anda verilen tepkiye koşumlu olarak deneyimlenen duygular vardır, örneğin; korku gibi. Zihnimizde ürettiğimiz imajlar dahilinde duyumsanan duygular vardır, örneğin; kaygı gibi. "ya başıma birşey gelirse, ya çok canım yanarsa, ya çok ağrı çekersem vb..." Bir de geçmiş ya da geleceği olan duygular vardır, örneğin; nefret. Nefret duygusunu deneyimleyebilmek için kişinin öncesinde, geçmiş bir zaman diliminde bir süreç deneyimlemesi gerekmektedir. 

Kendi duygularımız kendimiz hakkında bizlere bilgi sunar, duygularımızı dinleyebilmek için zihnin sakin ve sukunet içerisinde olmasının önemi kadar, deneyimlediğimiz duygu durumlarının birincil derecede bakımımızı sağlamakla mükellef kişi tarafından ne kadar çok aynalanırsa bizler duygularımızı anlamlandırma sürecimize ne kadar erken yaşlarda başlayabilirsek o derecede kendimizi bilebiliriz...

Kaygı, kişilik yapısını yapılandıracak en önemli duygudur. Kişinin kendi varoluşuna yönelik tehditkar bir uyaran algılaması sonucu bu tehditkar uyarana verdiği duygusal, fiziksel ve düşünsel boyuttaki tepkiler bütünüdür. Kaygı duygusu deneyimlendiğinde kişi psikolojik varlığına yönelik bir tehdit algılamaktadır. Gerçekten o uyaranın tehdit teşkil edip etmediği, o uyaranın düşüncesi ile ilişkilidir.

Korku duygusu ise kişinin fizyolojik bütünselliğine yönelik algıladığı tehditten kaynaklanmaktadır. Kişi, korku duygusu deneyimlediğinde algıladığı tehditkar uyaran genellikle somuttur.

Örneğin, köpekten korkan bir kişi, köpeğin karşı kaldırımdan ona doğru yaklaşmakta olduğunu gördüğünde hızla yönünü değiştirir ya da koşmaya başlayabilir. Köpek ortada olmadığında kişi karşısına köpek çıkacak gibi “korku” duygusunu hissetmez.

Kişi kaygı duygusunu deneyimlediğinde ise, tehditkar uyaran genellikle soyuttur ve zihinsel imajinasyonlar ile desteklenmektedir.  Kişi yolda yürürken; “ya şimdi karşıma bir köpek çıkarsa, ya başıma kötü birşey gelirse, ya çantam çalınırsa” vb. zihninde ürettiği senaryolar ile kaygı duygusunu deneyimlemektedir.

Kaygı ve korku duygularının ortak ve aynı zamanda odak noktası: her iki duygu durumunun da kişinin kendi yaşamsal zemininde algıladığı tehdite yönelik verdiği tepki olmasıdır. Kişinin tehdit olarak algıladığı durum, olay veyahut ilişkiler kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Örneğin bir ebeveyn için ergenlik çağındaki bireyin evine geç bir saatte dönmesi, o ebeveyn için tehditkar bir uyaran olabilir ve ortada somut veriler yokken “ya başına birşey gelirse, ya kaçırılırsa, ya düşüp bir yerini incitirse”vb. düşünce imajinasyonları ile kaygı duygusunu deneyimlemeyi seçebilirken; bir diğer ebeveyn için ergenlik çağındaki bireyin evine geç bir saatte dönmesi oldukça olağan bir durum, bireyin özgürleşmesin ve kendi sınırlarını keşfetme süreci olarak değerlendirilebilmektedir.

Bir uyaranın kişiye göre tehditkar olup olmadığı arasındaki temel fark 0-1.5 yaş arasında deneyimlediğimiz ayrılık anksiyetisinin niteliğine göre şekillenmektedir. Kaygılarımızın kökü bize birincil derecede bakım veren kişi ile kurduğumuz bağın niteliğine göre şekillenmektedir. Ancak herşeyin telafisi mümkün olduğu gibi bağlanma stilimizi yeniden güvenli zeminde yapılandırmamız dönüşüm odaklı psiko-terapi seansları ile mümkündür.

Kaygı ile korku arasındaki en temel fark; eyleme geçme ve düşünce boyutunda şekillenmektedir.

Korku duygusunu deneyimlediğimizde; “alarm” halinde oluruz. Konsantrasyonumuz artar. Organizma kişiye kendi fiziksel bütünlüğünü koruyabilmesi için enerji verir. Kişi harekete geçer hemen hedef belirler ve hedefi doğrultusunda eylemlerini gerçekleştirir.

Kaygı duygusunu deneyimlediğimizde ise “dona kalma” halini deneyimleriz. Konsantrasyonumuz azalır, odaklanamayız. Organizma kişiye kendi psikolojik bütünlüğünü koruyabilmesi için enerji verir. Kişi kaygı duygusunu deneyimlediğinde donup kalır, hedefi yoktur, ilişki ve iletişim süreçlerini yönetemez.

İlişkisel süreçlerimizde aklımızda tutmamız gereken en önemli husur eğer karşımızda kaygı duygusunu deneyimleyen bir birey var ise; o kişiyle konuşmak, onu rahatlatmaya çalışmak hiçbir şekilde yararlı olmayacaktır. Kaygı duygusu, konuşularak, paylaşılarak azalmaz aksine daha da artar. Kaygı duygusu deneyimleyen kişiye “alan” ve “zaman” tanıyarak onun iyi olma halini destekleyebiliriz.

 

Yazdır